29 Ekim 2015 Perşembe

Neler Yapıyorum ?

Uzuuun zamandır buraya yazmaya pek vakit bulamıyorum. Bıraktığımdan günden şimdiye kadar şöyle kısa bir özet geçersem sanırım yazmaya devam edebileceğim istediğim gibi.

Öncelikle, ne zaman ara verdim yazmaya?

Ağustosun sonlarına doğru yaklaşık 3 hafta süren bir hastalık atlattım. Serumlar, iğneler, ilaçlar derken fazlasıyla yorgun düştüm. Sonra kendimi kolay kolay toparlayamadım tabii. Bir boşvermişlik, tembellik, umursamazlık havası geldi bana, öylece yerleşti :) Ama sonunda toparlayabildim kendimi. Geçip giden kötü şeylerden bahsetmeye gerek yok çok fazla zaten. Geçti, gitti demek ne kadar güzel değil mi?


Sonra saçlarımı şöyle bir kızıla boyattım. Şimdiki hali böyle değil, aralarda çok doğal bir renkte kaldı kızıl. Sanki hep öyleymiş gibi. Ama en yakın zamanda kuaföre gidip bir değişiklik yapmayı düşünüyorum. Hayatında bir şeyleri değiştirmekten çok keyif alan insanlardanım :) 



Bu yaz çok fazla bir şeyler pişirmeye adadım kendimi. Mutfakta olmaktan çok zevk alıyorum. En azından hastalanana kadar tadını çıkardım mutfakla uğraşmanın *-* 



14 Ekim doğum günümdü. Pastamın bir fotoğrafını çekiyim dediğimde karşılaştığım manzara buydu. Olsun, bu hali de fazlasıyla güzeldi :)) Ailem çok güzel bir sürpriz yaptı. O zamaaan tekrar mutlu yıllar bana :) 


Jeoren'un bana Hollanda'dan gönderdiği doğum günü hediyeleri ! İkimizin fotoğraflarından yaptırdığı dijital fotoğraf albümü, Yunanistan'dan benim için aldığı kolye, gönderdiği kartlar.. Sevildiğini bu denli hissetmek .. Fazla söze gerek yok sanıırm :) 


En en önemlisi, Sinterklaas çikolatam ! O kadar özel ki bu. Doya doya yiyemeyip kuzenlerimle, teyzemlerle ve daha nicesiyle paylaşsam da tadının mükemmel olduğunu söyleyebilecek kadar tattım :)) Evet, elim büyüklüğünde bu çikolata bütüüün aileye yetti :))


Arada bir elime aldığım Esrarengiz Bahçe'm...

Yazmaya çalıştığım kart postallarım..

Evin her yerine dağılmış test kitaplarım..

Günde beş saat çalışıp deliren ama hâlâ güzel günlerin de geleceğine inanan ben..

Beni hiç yalnız bırakmayan Jeroen..

Ve okuyup huzur bulduğum romanlarım :) 

Bu yazıyı yazdıktan sonra hemen sepetime bir sürü kitap doldurmaya gidiyorum.  Anca o zaman katlanabiliyorum bu zor zamanlara, bir de yazarak. 

Eh, şimdilik bu kadar. 

Uzun lafın kısası, artık buralardayım :) 





22 Eylül 2015 Salı

Yeni Nogger Waffle

Sürekli Nogger yiyen birisi değilim ama waffle yemeyi ne kadar sevdiğimi neredeyse çevremdeki herkes bilir.

Cuma günü Jeroen bana Hollanda'dan bir paket göndermişti ve içerisinde tam 3 paket stroopwafels vardı !! Her pakette iki tane olduğunu düşünürsek sevinçten deliye dönmüş olmam çok da garip değildi hani :) 

Önemli olan waffleları ne kadar sevdiğimi bilip bana göndermesiydi... Maddiyatla değil de tamamen sevgi ile ölçülmez mi bu... Daha fazla ne mutlu edebilir ki beni :)

Tabii ben sadece 1 paket yiyebildim. Geri kalanını ablamlarla kuzenlerime kaptırdım. 

Durum böyle olunca tatlı krizim tuttuğunda -ki çok nadir başıma gelir- çikolata almak için gittiğim marketten Nogger Waffle ile geri döndüm. Çok ağır bir şekilde hastalandıktan sonra dondurma yemeye ara vermiştim ve deneme fırsatı bulamamıştım. Bugün bayram temizliği ile yorgunluktan öldüğüm için kendimi bir dondurmayla ödüllendirmek kulağa hoş geldi :) 


Açıkçası pek hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Çünkü waffle'ı kahvenin üzerine kapatarak, kahvenin dumanında içindeki karameli eriterek yemenin zevki çok ayrı bir şey. Karamelin bu şekilde donmuş olması benim içimi fazlasıyla baydı. Ayrıca iki waffle çok fazla geldi. 

Bir daha böyle şekilde yemeyi düşünmüyorum :) 

Fikrimi paylaşmak istedim..

Unutmadan, bu ürün çıkmadan önce dondurma ile waffle denemeyi çok istiyordum. En azından denemiş oldum. Hatta bununla ilgili diğer blogumda bir yazı mevcut..

Okumak isteyenler için hemen buraya link bıraktım :) 




29 Temmuz 2015 Çarşamba

Bu Sıcakta Kuaför Çılgınlığı

Hava 43 derecelerde dolaşırken kuaföre mi gidilir yahu? Ben gittim, ah bu kızıl sevdam çok işler açıyor başıma zaten. Uzuun uzuuun saatler sonrasında bayıldığım yeni bir Buse vardı karşımda. Başta biraz endişelenmiştim, çok fazla kızıl geldi saçlarım bana. Ama daha sonra alıştım, o kadar sevdim kiii. Ten rengimle de çok uyumlu oldu,öyle söyledi arkadaşlarım yani, ben de inandım. Bir de etrafımdaki herkes çok güzel yorumlar yaptı... Eh aynaya baktıkça benden mutlusu yok artık :) Özellikle Jeroen hayran oldu bu yeni saçlara :))


Eski halinden çok daha güzel gözüküyorlar benim gözüme. O sıradan halinden kurtuldum sanki. Ben mutlu olmıyım da kim olsun ? :) İlk defa saçıma kat attırmadım kuaförde bu arada. Aynı aynı sıkıldım. O kadar fazla şey değiştiriyorum ki hayatımda, kendi kendime defalarca şaşırıyorum.. Bazen kendimi tanıyamıyorum :)


Güneşin altındaki hali daha da hoşuma gidiyor. Her fotoğrafta farklı bir ton kızıl görüyorum saçımda :) 


Benim kuaför haberlerim bu kadar. Bu aralar hayatımdaki en büyük değişim bu sanırım. 


Musmutluuu kalın ******


1 Temmuz 2015 Çarşamba

Hollanda mı ? Fransa mı ?


İnanılmaz bir gün yaşıyorum ve bunu sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim!!!

Çok değil, yaklaşık 11 ay önce başladı Hollanda sevdam... 11 ay önce adından bile söz etmezdim, en ufak bir şekilde ilgimi çekmezdi bu ülke benim. Dünyadaki varlığı dahi ilgilendirmiyordu beni.

Sonra mı ne oldu?

Ben kendimi buldum bu ülkede. En yakın arkadaşımı, mutluluğu, bu dünyanın gerçekten yaşamaya değer olduğunu... Hayatımın anlamını buldum. O kadar güzel şeyler öğretti, öyle değiştirdi ki beni. 11 ay önceki Buse'den eser yok artık. Uzaktan ne kadar tanıyabilirsem o kadar tanıdım, ne kadar sevebilirsem o kadar sevdim bu küçük,turuncu ülkeyi. Dilini öğrenmeye başladım yavaş yavaş, ve hayallerimi bu ülke üzerine kurdum.

Evet, benim en büyük hayalim Uluslararası İlişkiler bölümünü kazanıp Hollanda'da çalışabilmek. Hiçbir şeyi istemediğim kadar istiyorum bunu. Yanlış anlaşılmasın, bir erkek için falan değil. Evet, o da çok değerli ama o mükemmel erkeğin bana tanıttığı güzel ülke için.. Oraya aitmiş gibi hissediyorum ben, geleceğe baktığımda orayı görüyorum. İşte bu yüzden hayallerimi gerçekleştirmek için deli gibi çalışıyorum.

Neden bunları anlattım? Benim için ne kadar önemli olduğunu bilmeniz için belki de. Ya da kendi içimi döküyorum yine kendime.

İşte benim bütün hayallerim üniversiteden sonra Hollanda'ya gitmekti.

Ama ne olduysa birkaç gün önce oldu, Amerikalı bir arkadaşım beni Amerika'ya davet etti. Ailem de ''Orası çok uzak, Hollanda'ya gitsene sen'' dedi. İnanamadım tabii. Defalarca sordum ciddi misiniz diye, evet, gayet ciddilerdi. Bugün iyice kesinleşti. Gelecek yaz için planlar yapılıyor... Ama bütün o vize işlemlerini gördükçe gözüm korkmuyor değil. Pes etmek istemiyorum, ama bir yandan da korkuyorum. Nedenini bilmiyorum. Jeroen dört gözle bekliyor gidişimi diyemeyeceğim. Bu konuda gayet soğuktu çünkü. Belki de o yüzden bütün cesaretim uçtu gitti. ''Olsun, onun için gitmiyorsun'' diyorum kendime.


Kafamın ne denli karışık olduğunu gösterdim biliyorum, sanırım ben HOLLANDA'YA gidiyorum :'))




Fransa nereden çıktı peki diyeceksiniz...

Fransa'da oturan akrabalarımız var, ne zamandır davet ediyorlar. Teyzem ile annem ''Olmadı oraya gidersin'' diyor. Sanırım biraz daha cesaretim kırılırsa kararımı o yönde değiştireceğim. Hiç olmadı alıp başımı Yunanistan'a gideceğim. Gelecek yaza çok var, düşünürüz bol bol değil mi? :)


Jeroen da Ağustos'ta Yunanistan'a gidiyor. 2-3 haftalık bir tatile.Yaklaşık 1 yıldır -her gün- konuştuğumuz için onsuz 2-3 hafta nasıl geçer bilmiyorum. Şimdiden özlüyorum. Hayatımı ondan önce ve ondan sonra diye ikiye ayırmışım fark etmeden. Ondan öncesi nasıldı bilemiyorum. Ama mutluyum onun için, yok yok üzülmüyorum.

Bendeki haberler bunlar, buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim mutluluğuma, korkuma, üzüntüme ortak olduğunuz için.

Siz hep musmutlu kalın..

23 Haziran 2015 Salı

Hollanda Köşesi #2 Sevimli İkiz Ayıcıklara İsim



Rotterdam'daki Blijdorp Hayvanat Bahçesi'nde bu sevimli ayıcıklar dünyaya gelmiş. Ben de fotoğraflarını yeni görüyorum bu arada :) Jeroen benden bir yardım istediğini söyledi, bu ikizlere isim aranıyormuş. Mükemmel ve orjinal isimleri bulana bir yıl hayvanat bahçesini ücretsiz ziyaret etme ödülü verilecekmiş. Ben de başladım isim arayışına.. Aklıma ilk gelenleri saydım:

Leo & Angel

Jessie & Alby

Eva & Amon

Exclusive & Amor

Alexia

Juliana...


Daha fazla düşünüyordum ki Jeroen kararını verdi.

Leo ve Angel ...

Bu isimleri gönderdi :) Hem mükemmel hem kısa olduğunu söyledi :) Benim de aklıma yattı sonradan ama ne yalan söyleyeyim daha önceden fotoğraflarını görseydim bunları önermezdim, ben küçük kahverengi ayıcıklar olarak düşünmüştüm onları :))

Tabii Guus & Amy i de gönderdi, insan bu kadar mı yaratıcı olamaz diye düşünmekten alamadım kendimi.Ah ah kimlerle uğraşıyorum ben... Amy; Jeroen'un kocaman gözlü, tembel, sevgi delisi ama tatlı mı tatlı köpeğinin adı. Guus ise Amy'nin mahalledeki büyük aşkı. Jeroen'a takıldım ben de hemen '' Bütün düşünebildiğin bu mu?'' diye, kopyacı :) O da '' Ayılara isim koyma işini ancak kızlar mükemmel bir şekilde yapabilir. O yüzden senden yardım istedim'' dedi.

E haklı :))

Çok fazla hayvanım oldu: kaplumbağalarım, civcivlerim, kuşlarım, köpeklerim, kedilerim, balıklarım... Ama ilk defa ikiz ayılar için isim buldum. Çok ilginç bir tecrübeydi.

Cuma günü sonuçlar açıklanacakmış. Jeroen bir şansı olduğunu düşünüyor ama ben çok da emin değilim. Haberlerden birazcık olan Felemenkçem ile anladığım kadarıyla 5000'e yakın isim gönderilmiş bu sevimli yavrular için. Oldukça meraktayım. Ne seçilirse seçilsin benim için hep Leo & Angel olarak kalacaklar onu da belirtmeden geçmeyeyim :))



Nasıl bir tatlılık bu? Gidip deli gibi sevesim, öpesim geldi. Mükemmel bir fotoğraf *-*

Bu arada Hayvanat Bahçesi için mükemmel bir site yapılmış. Yavruların fotoğraflarını da oradan aldım. Birçok sevimli videoları da var, gerçekten siteye hayran kaldım. Örnek alınmalı.

Ziyaret etmek isteyen olursa diye linkini hemen buraya bıraktım :) Ben bir bakın derim. Yalnızca fotoğraflar değil videolar da beni benden aldı açıkçası :)

Çok büyük bir hayvanat bahçesi gibi gözüküyor. Fotoğraflara bayıldım.. Bizimkilerle yakından uzaktan ilgisi yok *-* Çok fazla değer verildiği belli, biraz kıskandım mı ne :) Eğer Jeroen kazanırsa ben giderim zaten, ona bırakmam kendisine de söyledim :))

Kazanırsak ödül benim :))

Çok delice bir yazı oldu, farkındayım. Ama önemliydi benim için.


Musmutlu kalın :)) **********



13 Haziran 2015 Cumartesi

Daily Schedule / Bu Aralar Ben


Hepimizi bir tembellik rüzgarı sarsmış durumda. Yaza böyle mi başlanır? diye soruyorum kendime. Yok, ne yaparsam yapayım kendime gelemiyorum Yapmak istediğim o kadar fazla şey var ki... Hiçbirini - evet kesinlikle hiçbirini- yapamadan bütün gün oturup kalıyorum. Bi bakıyorum ki gün geçmiş bitmiş, hatta günler geceler birbirine girmiş. Çok karamsar bir ruh hali içindeyim, çevremdekileri de bunaltıyorum onun da farkındayım. Ama ne yapacağım, nasıl geçecek bilmiyorum

.
Kısaca anlatmak gerekirse, tembelliğin bütün belirtilerini sergiliyorum işte. 

Ne karamsar yazdım dimi, içimi döküyorum ama sadece. Başlarken ''hadi bir silkelenip kendine gelme yazısı olsun bu'' dedim. Yazdıkça açılıyorum.... Yarım bıraktığım, yayınlamadığım o kadar fazla yazı birikti ki.. Keşke içimi dökerek başlasaymışım diye üzülüyorum şimdi. Üstümdeki kara bulutların yok olduğunu hissediyorum yavaş yavaş. Kendime çeki düzen vermenin tam da zamanı geldi. Kaybedecek ufacık bir anım bile yok çünkü hayatımdan. 2-3 hafta önce bir liste yapmıştım, bütün tembellikleri atıp o listeyi uygulamaya geçirmenin zamanı gelmedi mi? 

Listemi paylaşmak istedim. Böylece atladığım şeyler için kendimi daha sıkı bir şekilde azarlayabileceğim, vicdan azabımı büyütebileceğim. Evet evet kendime çok işkence ediyorum, biraz mazoşist olduğumdan şüpheleniyorum :) İyi gelecek şeyler bunlar bana ama, her şey kendi iyiliğim için :)

Sonunda kendimle sohbetime tanık ettim birilerini...Merak etmeyin, kafayı falan yemiyorum :)

Biraz ilgisiz de kaldım, o da yapıyor beni böyle. Jeroen çok fazla meşgul bu aralar, okulu da bitmedi seyahatleri de. 


Keşke gelse buraya diye düşünmüyor değilim, o zaman her şeyin bir anlamı olurdu. Sitem de etmek istemiyorum, o başka bir ülke de yaşıyor ben başka. Birbirinden o kadar farklı hayatlarımız var ki..

O kadar farklı ve o kadar aynıyız ki..

Konudan konuya atlayıp çenemi tutamamaya başladığıma göre kendime geliyorum demek oluyor bu. Depresyon bitiyor mu yoksa? Hemen listemi hazırlamalıyım o zaman :)

1- Yeni bir dizi bulup izlenilecek. Aslında dizi bulundu, yalnızca izlemesi kaldı. Acilen bir diziye sarmalısın. (Vampir Günlükleri ve The Originals sezon finali yaptığından beri çok eksik kaldım)



2- Haftada en az 3 tane film izlenecek ve bloga yazıları yazılacak. Bu senin en sevdiğin iş, tembellik yok. 

3- Wattpad hikayen öksüz kaldı, muhteşem bir bölüm seni bekliyor. Fazla geciktirme de yaz artık tembel teneke. En güzel bölümü bıraktın. Elin gitsin biraz

4- Daha sık müzik dinle. Kendini iyi hissettirecek şeyler yapmaktan kaçınma. Neredeyse 2 haftadır doğru düzgün müzik dinlemedin. Bu sen değilsin, unutma.

5- Diyetini aksatma (elindeki çikolatayı sakince bırak), yürüyüşlerini de. Sabah erkenden kalkıyorsun, yürüyüş için daha iyi bir zaman mı var? Antalya'yı düşün...

6- İngilizce çalış, kelime kutuna her gün birkaç kelime atmayı unutma. Telaffuz ve kalıplarla ilgili alıştırmalar yap. İngilizce dosyanı attığın yerden çıkar, nerede olduğunu bilmiyorsun ama.. İngilizce senin için önemli, hayallerin için önemli.

7- Kartpostallarına biraz daha önem ver. Kutularını düzenle, alışverişini yap. Alınacaklar listesini yapıp bi kenara attın. Al ve kartlarını gönder. Daha iyi hissedeceksin. 

8- Kitap oku. Bu kadar basit ve net.

9- Sözlük çalışmana devam et. Sen kaptın bu işi.

10- En zor kısma geldik. Ders çalış. Bu yaz yapacağın en önemli iş bu. Gününün büyük bir kısmını buna ayırman gerek. Toparlan, bu sınav senin hayallerin, her şeyin.

11- Bloglarına her gün yazı yaz. Yapabilirsin sen bunu, hep yazı bekledin bunun için. Daha ne duruyorsun?

12- Romanın üzerinde çalış, düzenle. Bunu yapmayı da seviyorsun.

13- Flemenkçe'yi asla unutma. Her gün pratik yapıp çalışman lazım. Konuşabilecek duruma gelmek istiyorsun. 

14- Fotoğraf çek. Ne kadar iyi hissettirdiğini biliyorsun. Her gün mutlaka  bir fotoğraf çek.

15- Özel işlerini tamamla.


                                                             ****
Buraya kadar okudunuz mu? Helal olsun size. Belki size de ufak tefek ipuçları verip yardımcı olmuşumdur, ne mutlu olurum. Bu 15 madde benim bütün yazımı oluşturuyor aslında. Sanırım nerden başlayacağımı bilemiyorum. Ders çalışmakla başlıyorum ve hoop öylece kalıyorum. Çok yanlış bir başlangıç yapıyorum değil mi ? Verimli saatlerimi hâlâ çözebilmiş değilim. Aslında ders konusunu çıkarsam geriye kalan 14 madde çok kolay.

Amanın kendime geldim. Bu arada evimizin neşesi küçük bebek Doğa'da geldi. Ben hemen on sevmeye kaçıyorum ve çooook mutlu bir hafta sonu diliyorum :) :* :* :* : * :*



7 Haziran 2015 Pazar

Japonya'dan Gelenler!

Postcrossing'in swap bölümünü çok fazla seviyorum!

Nedir bu postcrossing diyenler için hemen buraya link bıraktım :)

Birbirinden renkli desenli zarflar satın almak, her seferinde ''Türkiye ile ilgili ne gönderebilirim?'' diye düşünmek ve oldukça yaratıcı şeyler bulmak, her girdiğim yerde ''Acaba ne alabilirim swap için?'' diye düşünmek ve gönderdiğimde güzel cevaplar almak... Çok keyifli bir uğraş oluyor benim için, zamanımı ne güzel geçiriyorum :)

Ama posta geldiğinde o zarfları görmenin heyecanını hiçbir şeyle kıyaslayamam tabii. Cuma günü zarfları görünce çığlık atasım geldi. Japonya'dan gelenin büyüklüğü şaşkınlığa uğrattı beni :) Evet dünyanın her yerinden kartpostallar alıyorum ama... Japonya bir başka özel benim için, o kadar içtenler ki.. Zarfı açtığımda pozitif bir enerjiyle karşılaşıyorum zaten, gerçekten her şeyi içlerinden gelerek gönderdikleri çok belli. Burdan çok teşekkür ediyorum onlara, günümü güzelleştirdiler benim :)

Bu aralar çok tembelim, bütün gün hiçbir şey yapmıyorum ama gün öylece geçip gidiyor. O yüzden geç geldi yazı :)


Zarfın büyüklüğü konusunda şaşkına uğradım gerçekten :) İçinden çıkanlar daha fazla şaşırttı beni 






Birkaç tane haritayla karşılaşınca mutluluktan delirdim! Dakikalarca inceledim. Gezip görülebilecek yerleri, en çok da tapınakları gösteriyordu :) 



Japonca bilmediğim için çok üzgünüm şu anda :) haritayı kapatınca gösterdiği yerleri bu şekilde görüyoruz. Hayran kaldım! :) 


İçinden çok güzel pullar, kitap ayracı ve daha bir sürü şey çıktı :)




Kitap ayracı nasıl hoşuma gitti, nasıl hoşuma gitti anlatamam. Düşünsenize, Japonya'dan biri size kitap ayracı yollamış! Sevinçten delirecektim :) Zaten çok istiyordum, üstüne çok hoş bir sürpriz oldu :)


Başka bir harita 




Gelen kartlara özellikle bayıldım :)



Sürekli almak istediğim kartlardan biriydi. Gördüğümde âşık oldum ve aldığım en güzel kartların arasına koydum :)

Paraları güzel bir şekilde çekemedim ama özellikle ortası delik olan çok ilgimi çekti. Henüz inceleyemedim hepsini :) 



Bu, başka birinden gelen bir karttı. Aynı şekilde çok hoşuma gitti. Çok fazla harita gördüm Japonya'yla ilgili :)



Ama favorimi en sona sakladım, zaten ben de en son gördüm. Bu yapıştırmalar için çok teşekkür ederim, âşık oldum !!!

Japonya'yı çok seviyorum, bir daha hissettim bunu :)

Günümü aydınlattığınız için teşekkür ederim...

En güzel kartlar, zarflar sizin posta kutunuzda olsun... 

Sevgiyle kalın :)

4 Haziran 2015 Perşembe

Sözlük Okuyabilmek

Sürekli söyleyip dururlar ''sözlük okuyun, çok yararı olur'' diye. Açıkçası ben şimdiye kadar okumayı hiç düşünmemiştim, hatta çok saçma gelirdi bana. Okuduğum kitapların yeterli geldiğine inanırdım hep. Gel gör ki yazı yazmaya başlayınca işler değişti. Kelime haznem bana çok yetersiz gelmeye başladı ki şimdiye kadar hiç böyle bir şey düşünmemiştim. E bir de kitap yazma çabalarım eklenince sürekli aynı sözcükleri tekrar tekrar kullandığımı hissediyordum. Bütün bu sebepler bir araya gelince ben de aldım elime sözlüğü...



Herkes bana ''deniyorum ama yapamıyorum, çok sıkıcı'' diyordu. Ben de ister istemez bir ön yargı oluşmuştu tabii. Ne yapacağımı bilemeyerek aldım sözlüğü elime, ve ilk sayfadan çok fazla kaptırdım kendimi. Nasıl oldu? diye sormayın, çünkü hiçbir fikrim yok. Ama çalışma yöntemimin bunda etkisi olduğunu söyleyebilirim. Kendimce bu işi daha zevkli hale getirdim. Nasıl mı? 



Sözcüklerin altını renkli kalemlerle çizerek! İlk sayfa da kendimi iyice kaptırıp çok fazla çizmiş olabilirim ama diğer sayfalarda daha normal bir seviyeye çektim kendimi. Tabii elime gelen renkle çizmiyorum altlarını. Önce kelimeleri gruplandırmam gerekiyordu. Bakın nasıl yaptım :))

Turuncu = Kesinlikle kullanmam gereken en yararlı kelimeler

Mavi = Çok fazla kullanmam ben bunu ama çok ilginç geldi, kenarda bi dursun

Yeşil = Ne kadar gereksiz ama çok enteresan geldi, altını çizmeden geçemem

Gri = Biliyorum ama kullanmıyorum. Yahu daha sık kullan

Mor = Özel. Hiçbir gruba girmeyen ama kitaplarımda kullanmak istediğim bazı kalıplar

İlk gün olduğu için 10 sayfa çalışıp bıraktım ama gerçekten çok eğlendim. Her cümleyi yazdığım kitapta kullandığımı hayal edip kendimce cümleler kurdum. Bazıları o kadar hoşuma gitti ki sayfanın üzerine notlar aldım. Öyle korktuğum kadar öldürücü derecede sıkıcı bir şey değilmiş bu iş. Aksine benim çok hoşuma gitti. Sözlüklerime de ısındım zaten nedensiz bir şekilde :) Öylesine almıştım duruyordu kenarda,  yanlış yapıyormuşum. 

Kullanmadığım ne kadar çok kelime varmış. Çalıştıkça daha iyi hissediyorum kendimi. Vicdan azabı duymadım desem yalan olur.

Eğer varsa böyle bir niyetiniz, sakın kimseyi dinlemeyin derim. İşkence etmiyorlar insana sözlük okuyunca :)

Deyimler Sözlüğü ve İmla Kılavuzu ne alaka? diyecek olursanız, ben başladığım işi yarım bırakmam. Onlara da göz gezdirmeyi düşünüyorum. Önümde zaten büyük bir sınav var, ona da hazırlık olacak. Zamanımı boşa harcadığımı düşünmüyorum yani. Aksine ilk defa kendime bu denli faydalı bir şey yaptım, oturup bütün gün yazı yazmaktan usanmayan biri olarak :)) ***

Uzun zamandır bu kadar keyifle ve içimden gelerek yazı yazmamıştım. Sanırım iyi geldi bu blog bana :) 

Biraz daha neşelendireyim kendimi bari, yarın cuma !! 

Erken tatile çıkmış biri olarak bana ne ama , tatil demek Jeroen demek işte :) Onunla birlikte bir hafta sonu demek... Onuncu ayımızı kutlamak demek. 

Çenem iyice açılmadan acilen kapatıp Jeroen'un başını şişirmek için saklamalıyım

Çok çok öpüldünüz :* :))


30 Mayıs 2015 Cumartesi

Hollanda Köşesi #1 Eurovision 2015 (Güncellenmiş Hali)

Herkese merhaba,

Hollandalı arkadaşım Jeroen'dan sık sık bahsediyorum. Onunla birlikte yarı Hollandalı gibi hissettiğimden de... Bu yüzden çok fazla takip ediyorum bu ülke ile ilgili her şeyi.

Neden bunları anlatıyorum? Çünkü Jeroen ile sık sık Hollanda gündeminden konuşuyoruz. Kral Günü'nden beri bende bu konuştuklarımızı buraya yazmayı düşünüyordum. Bugün Eurovision yarışmasının konusu açılınca da dayanamadım ve Hollanda köşemi oluşturdummm :) Umarım keyifli gelir anlattıklarım. Niyetim temel şeyleri tekrar tekrar tanıtmak değil. Gündem de ne varsa onlardan bahsetmek :)

Eurovision konusu benim çok ilgimi çekti açıkçası.Hollanda'da zaten bu konuyla çalkalanıyor. Şarkı ve özellikle giyilecek kıyafetler çok büyük tartışma konuşu benimkinin anlattığına göre.  Bu sene Trijntje Oosterhuis katılıyor yarışmaya. Peki kimmiş bu kadın? Birazcık internetten araştırdım :) Amsterdam'da doğmuş, 42 yaşında bir pop sanatçı. Önceden bir müzik grubu varmış. sonra dağılmış ve herkes tek tabanca takılmaya başlamış. Oldukça güzel başarılara imza atmış biri. Şimdi de Hollanda'yı Eurovision'da temsil ediyor. Çok lanet bir ismi var, ben de okumadan geçiyorum sizin gibi :))




Jeroen şarkıyı pek sevmediklerini ve kazanabileceklerine inanmadıklarını söyledi. O kadar kötü değil ama gerçekten Eurovision için yeterli olduğunu düşünmüyorum ben de. Şarkının altındaki yorumlara baktığımda ise birçok kişinin beğendiğini gördüm. Yine de yeterli gelmeyecektir. Zaten Hollanda en son 1975 yılında birinci olmuş. Bu işler onlara göre değil sanki :))

Gelelim eğlenceli kısma, işin dedikodusuna!!

Bu kadının giyeceği kıyafet tam bir olay olmuş durumda. Şarkı konusunda tartışmalar olsa da herkes kıyafet konusunda hemfikir. Rezalet!!! Ben gördüğümde tek tepkim büyük bir kahkaha atmak oldu. Neden bunu seçtiklerini merak ediyorum. Jeroen da fazlasıyla huysuzdu :)) . Yenilgiyi çoktan kabullenmiş zaten.(Umarım bunca eleştirimden sonra  birinci falan olmazlar. Çok utanırım) 


,

Ben daha fazla eleştiri yapmak istemiyorum. Sadece kötü kötü sırıtıyorum :)) Yanlış anlaşılmasın, Hollanda'yı her şeyiyle çok seviyorum. Şarkı da gerçekten kötü değil. Ancak kıyafet...

:)


**********

Eveeeettt, buraya kadarını daha önce yazmıştım. Peki ne oldu Eurovision' da ? Hanımefendi çok fazla eleştiri aldığı için yukarıdaki kıyafeti giymedi. Çok fazla açıkmış. Amaaaa dalga geçer gibi daha beter bir kıyafet giydi. Jeroen gerçekten çok utandı onun adına :) O kadar çaresiz bir şekilde konuşuyordu ki ben de ona kahkahalarla güldüm tabiiiii :) 




İşte Hollanda'nın Eurovision performansı. Şarkıyı gerçekten beğendim ben, Ama daha güzel bir kıyafet ve daha güzel bir sahne performansı olabilirdi. Bu şekilde yalnızca 33 puan alabildiler. 

Bence kendi dillerinde bir şarkıyla katılmayı denemeliler. Sonraki yıllarda başarılar diliyoruz Hollandamıza :)


29 Mayıs 2015 Cuma

Yeniden Merhabalar..


Çok fazla olmadı blog dünyasına katılalı. Okuduğum, sürekli takip ettiğim bloglar vardı ve kendi bloğumu oluşturma fikri bile çok büyük heyecan yaratıyordu ben de. Ama nedendir bilmem, bir türlü cesaret edemedim. Ne yazacağım? diye düşünüyordum. Uzun zaman geçti böyle, bir sabah kitaplar hakkında yazmaya karar verdim. Çünkü en çok yaptığım ve en iyi yaptığım şey kitap okumaktır benim. Hatta ben de yazmaya çalışıyorum küçük küçük hikayeler :) 

İşte böyle başladı benim hikayem. Okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler hakkında yazmaya başladım. Yazdıkça daha fazla sevdim bu dünyayı, konum yetersiz gelmeye başladı. Çok sınırlıydı yazdıklarım, daha fazla şey paylaşmak istiyordum. Gezdiğim yerleri, duygularımı, yaptığım alışverişleri, hayallerimi... Kısacası benim bir günlüğe ihtiyacım vardı. Kitap blogumda kendime engel olamayıp sık sık konu dışı şeyler paylaşıyordum ve kendim de rahatsız oluyordum bu durumdan.

Sakın kitap yorumu yazmaktan şikayetçi olduğumu düşünmeyin. Yeni bir blog açmamın sebebi de bu zaten. Diğer blogumu çok seviyorum ve asla bırakmayı düşünmüyorum.

Ama benim bu bloga da çok fazla ihtiyacım var.

Öbürüyle sürekli alakasız şeyler yazarak kendimi rahatsız hissetmenin gereksiz olduğunu düşündüm. Ve şimdi istediğim şeyi yapmanın inanılmaz bir hafifliği var üstümde. Sınırlardan her zaman nefret ettim zaten, neden kendime sınır koyacakmışım ki?

Şimdi istediğim gibi yazabileceğim, kendi kendime dertleşebildiğim bir blogum var. Benim söylediklerimden sıkılıp 'yeter,sus' demeyecek bir yoldaşım var. Umarım eşlik edenler olur benim hayatıma, benim dünyama. 

Ben içimden gelen her şeyi paylaşacağım burada.O kadar rahat bir şekilde kayıyor ki parmaklarım klavyemin üzerinde. Defalarca yazıp yazıp silmiyorum. İçimden gelenleri açıkça yazabiliyorum artık. 


Eğer sizde benimle olmak isterseniz, düşlerimin rengini merak ederseniz, hoşgeldiniz***

Hepinize tekrar merhabalar :) ***



Devamını Oku »