15 Ekim 2016 Cumartesi

Hoşgeldin 19!

Dün benim doğum günümdü. Ufacık bir doğum günü yazısı yazmak istedim :)

Çok kötü günler geçiriyordum. Mutsuzdum, umutsuzdum, hiçbir şey yapmak istemiyordum. Ders çalışmayı, kitap okumayı, dışarı çıkmayı, kahve bile içmeyi bırakmıştım.

Doğum günümden bir gün önce başladı kutlamalar. Ailemin bir kısmı bana sürpriz yaptı. Yüreğime su serpildi sanki, rahatladım.

En yakın arkadaşlarımla buluştum. Onlarla oturduk, konuştuk. İşte tam anlamıyla iyileştiğimi o zaman hissettim. Ne güzel insanlar biriktirmişim. Görünce hiçbir derdim, tasam kalmıyor. Çok güzeldi gerçekten. Yetmedi o kısacık zaman konuşmaya!

Eve geldim. 3 saat geçmeden ablamlar (öz değil ama gerçekten öyle gibiler) gelip sürpriz yaptılar. En yakın arkadaşımı da evinden almışlar. Onu görünce şaşkınlıktan nasıl çığlık attım, mutluluktan havalara uçuyordum adeta.

Bugün de çekirdek aile olarak kutladık dışarıda. Yemek,kahve, sinema, hediye kitap derken öyle geçti.

Sonra ablam aradı gelmen lazım çok önemli diye. Gittim. Arkadaşlarım kitaplık almışlar bana,  çok ihtiyacım olduğunu biliyorlardı. Hediye alamadık bu sene affet diye kandırılmıştım birde. Ablama yollamışlar. Kitaplığı gördüğüm andaki yüzümdeki şapşal ifadeyi hayal edebilirsiniz,  orasını size bırakıyorum :) Mutluluğumun tavan yaptığı andı.

Pazartesi başka bir arkadaşımla buluşacağım. Herkesle parça parça buluşabildik ama sevdiğim çoğu insanı görmüş oldum.

Bunları buraya yazıyorum ki o güzel anları, hayatımdaki harika insanları ölümsüzleştireyim.
Hiç unutmayayım.

Yanımda olamamasına rağmen taa Amerika'dan bana paket gönderen Debbie, Hollanda'dan Petra, Brezilya'dan Lorena, Almanya'dan Norma... Hepinize binlerce kez teşekkür ediyorum.

Arayan, mesaj atan, güzel dileklerini ileten herkese çok minnettarım. Beni ayağa kaldırdınız.

Tek eksiğim vardı. Şuan girdiğim yaşta, 19 yaşındayken hayatımdan kayıp giden abim.
Bütün ömrüm senin eksikliğinle geçecek. Ama sonunda sana kavuşacağım. Keşke sana da sarılabilseydim.

Yine çok mutlu başlayıp hüzünlü bitirdim. Zaten hayatımı artık böyle yaşıyorum. Hep biraz buruk, hep biraz eksik, yarım, özlem dolu...

Her şeye rağmen güzel başladın 19 yaşım.  Hep böyle geç olur mu? Güzel anılar biriktireyim, güzel dostlar...

Çok kısa tuttum yazımı(!) Artık kaçıyorum :)


12 Ekim 2016 Çarşamba

Edirne Kitap Fuarı - Uğur Dündar

Canım çok sıkkın, yazma isteğim olmasa da kendimi zorluyorum belki daha iyi hissederim diye. Kötü günler geçiriyorum. Bu günlerin yakamı bırakmasından başka bir şey dileyemiyorum.

Geçen hafta cuma günü Edirne Kitap Fuarı, onur konuğu Uğur Dündar ile birlikte açılış yaptı. O gün oradaydım. Kötü hissediyordum, gidememe gibi bir durumumuz vardı ama şans bir seferlik yüzüme güldü ve Edirne'ye gidebildim. İyiki gitmişim!



İnanılmaz bir imza kuyruğu vardı, tam 2 saat boyunca sırada bekledik. Kitaplarımızı imzalatamadan gitmesinden çok korktum, çünkü çok geç olmuştu ve akşam Halk Arena adlı programına yetişmesi gerekiyordu. Yine de herkesin kitabını tek tek imzaladı. (Bazıları 10-15 kitap imzalattı, insaf demekten başka söyleyecek söz bulamıyorum.)

Yazısına çok dikkat eden biri olduğu için bir kitabı imzalaması yaklaşık 3 dakika sürüyordu. O yüzden çok bekledik ama hiç önemi yok. Ona buradan çok teşekkür ediyorum. Öyle güler yüzlü, harika bir insan ki, hayran olmamak elde değil.



Ertesi gün Ahmet Ümit'in imza günüydü, gidemediğim için çok üzüldüm. Onu da çoook seviyorum :)

Kitabı imzalattıktan sonra Halk Arena'ya katıldık. Oturup kahve içmeye bile müsaade etmedim kimseye yer kalmaz diye :) Uğur Dündar da üzerini bile değiştiremeden gelip programa yetişti. Halk Arena'da çok güzel geçti. Sevdiğim insanlar oradaydı çünkü. Eve geldiğimde saat ikiye geliyordu ama bütün yorgunluğa değdi. Benim kalp ağrıma da biraz iyi geldi.


TÜYAP Kitap Fuarı'nda görüşmek üzere diyerek gidiyorum :)



2 Ekim 2016 Pazar

Dupnisa Mağarası - Gezi Yazısı

Zor zamanlar geçiriyorum. Belki burası bir nebze iyi gelir diye düşündüm.

Sığınaktan herkese merhabalar :)

Bayramın ikinci günü attık kendimizi yollara. Biz bunu yapmayı çok severiz, neresi olduğu önemli değil, hadi gidelim bakalım yol bizi nereye götürecek deriz birbirimize.

Balık tutmaya karar verdik giderken, olta ve file gibi malzemeler almak için kapalı olan bir dükkanı açtırdık. Gerisi ağaçlık, upuzun bir yol...

Yol çok uzun geldi bize. Dupnisa Mağarası'nın oraya gidecektik. Istranca (Yıldız) dağlarında uzun bir yol katetmemiz gerekti. Havada çok güzeldi zaten, keyifliydi yolculuk :)


Böyle huzur verici bir manzara vardı


Çok güzel değil mi?




Mağaranın içinde çok fazla fotoğraf çekemedim. Bu konuda amatörüm çünkü :)


İlk kez bir mağaraya gittim. Çok ilginç bir deneyim oldu. Başta biraz ürktüm. Ama merdivenlerden yukarı çıkarken, yukarıda ne olduğunu bilmeden hevesle yürürken, korka korka daracık yerlerden geçerken kendimi çok iyi hissettim.



Daha fazla mağara görmek isterim :)


Yukarı bir açıklığına çıkıyorsunuz. Dönüş yolu ise bu şekilde. Mağaranın girişine tekrar iniliyor. Orada hediyelik eşya, yiyecek, içecek satan güzel yerler var. Közde kahve içemedim ona yanıyorum :)






Bizim için tatil demek deniz, kum, güneş demek değil. Doğayı seviyoruz daha çok. Şu ağaçların görüntüsünün verdiği mutluluğu, huzuru çok az şey veriyor bana.


Ordan yolumuz düştü İğneada'ya. Çok sevdiğim bir yer benim. Aslında çok ters kalıyordu ama uğradığımıza değdi.





Deniz görmeden de olmuyor sonuçta :)





Küçük, güzel bir limanı da var Kahvemi orada içebildim :)








Küçük balıkları uzun uzun izledik. Hep birlikte yüzüp sıçrayarak yaptıkları dalga görülmeye değerdi gerçekten. Balıkçılar boş kalmışlardı, dolunay olduğu için balığa çıkılmayacaktı o gün.









Benden bu kadar :)

Küçük yolculuğuma ortak olduğunuz için teşekkürler 

***






14 Eylül 2016 Çarşamba

Garnier Nem Bombası Canlandırıcı Kağıt Yüz Maskesi

Uzun zamandır kağıt maske denemeyi istiyordum. Birçok blogger arkadaşımın bu yeni çıkan ''nem bombasını'' denediğini görünce almayı kafama koymuştum.

Arkadaşımla Watsons mağazasına uğradığımızda aklıma geldi ve elime aldığımda paketin üstünden bile hissettiğim neme bayıldım. Hemen iki adet aldım. 

Paketini açtığımda nemli değil -ıpıslak- bir maskeyle karşılaştım. Annemle zar zor ikimizde yaptık sonunda. 

15 dakika birbirimize gülerken geçti gitti. Kaç kere düzeltmek zorunda kaldım, bozuldu durdu maskem kahkahalardan. 

Ama maskedeki o bütün nemin yüzüne geçtiğini hissetmek paha biçilemez *-* Yüzüm ne kadar kuruymuş, maskeyi çıkardığımda kendine geldi. Canlandı, ışıldamaya başladı. Annem de çok sevdi. Kullanımı da kolay olunca bizim gönlümüzü kazandı.

Bir daha alır mıyım? Evet, arada alıp kullanmayı düşünüyorum. 

Daha denememiş olanlar için belirteyim, 8 tl gibi bir fiyatı var. 

Yalnız maskeden sonra yüzümde biraz sivilce çıktı ki normalde hiç olmaz. Başka bir şeyden mi oldu yoksa maskeden mi kaynaklandı onu ikinci sefer denemeden bilemeyeceğim. Söylemeden geçmek istemedim.

Fotoğrafı alışverişten sonra yolda çekmiştim. Fazlaca aceleye geldi :) 

Eh, benim yorumlarım bu kadar :)







30 Ağustos 2016 Salı

Boyattım Gitti!

Geçen sene saçlarıma kızıl attırmıştım. Çok da hoşuma gitmişti.

O zamandan beri aklımda sarı rengi de denemek vardı.

Saçlarım doğal renginde. Köküne hiç boya değmedi daha. Böyle kalsın istediğim için sadece uçlarında değişiklik yapıyorum.

Kızıl attırdığım zaman çok uzun saçlarım vardı.  Kışın omuz hizasında  kestirmek zorunda kaldım.

Şimdi uzadılar tabi biraz. Hasta halimle dün gidip ombre yaptırdım. Bu yaz yapmayan kalmadı zaten :)

Sonuç şu: Kuaförden çıktığımdan beri sırıtıyorum, kendime geldim, herkesten güzel yorum aldım, bildiğiniz değiştim :)

Bu şekilde kalsın istiyorum. Kuaförüm " Sen yakında sarıya döndürürsün saçlarını" dedi.  Yakışacağını hiç düşünmüyorum açıkçası.

Ama hep böyle kalsın ya!

Bir saç insanın ruh halini bu kadar değiştirir ki hayret edici :)

Bunlarda fotoğraflar..



Hastaneden çıkıp kuaföre gitmiştim, yüzüm gözüm şiş ama mutluyum :D 



Normalde gözlük kullandığım için çıkarıp fotoğraf çekerken böyle açıyorum gözlerimi. Sonra da ortaya böyle fotoğraflar çıkıyor :D





Sonuncusu da snapchat hatırası olsun.

Fotoğraflarda pek belli olmadı saçlarım ama hemen şimdi paylaşmak istedim.

Umarım böyle kalır . Bir delilik yapıp mor ya da yeşil cila yapmamdan korkuluyor :D






16 Haziran 2016 Perşembe

Bloggerlara Tavsiyeler / Yaptığım Hatalar

İki blog ile birden uğraştığımı sürekli söylüyorum. Neyine yetmedi bir blog? diyorlar. En çok da annem söylüyor bunu :) Yetmedi, gerçekten yetmedi. Zaten ilk başlarda neyle ilgili blog açacağımı bilmiyordum. Kitaplar hakkında bir blog açmaya karar verdim. Hiç de pişman olmadım bu karardan.

Ama yetmedi işte.


Sürekli konu dışına çıkıp, bir şeyler paylaşıyordum. İhtiyacım vardı benim bu bloğa, sürekli söylüyorum.

Gel gör ki, o bloğum için hiç konu sıkıntısı çekmezken, şimdi buraya ne yazsam diye düşünüp duruyorum. Keşke biri gelip dese ''Şunu yaz da okuyalım''  .. Bu dertten kurtulsam ben de :)

O yüzden en önemlisinden başlayarak bir sıralama yapmak istedim kendime göre.

1- Olabildiğince basitleştirin yazdıklarınızı. Bir konuya odaklanın, sadelik olsun amacınız. Daha fazla okunuyorsunuz böylelikle. Ben her telden çalarım deyip başarısızlığa bir adım atıyoruz. Genellikle.

Ben konu buluyorum, her türlü yazıyorum diyenlere zaten diyecek bir şey yok, helal olsun. Ben yapamıyorum. Yine de vazgeçmiyorum ısrarla yazmaya çalışıyorum :)

2- Yazarken rahat olun. Kendiniz olun. Ancak o şekilde sevdirebilirsiniz kendinizi. İçtenliğe çok önem veriyorum ben, herkes öyle.. Takip ettiğim bütün bloglar çok samimi, kendine güvenen, kendini olduğu gibi gösteren insanlar. Başkası olmaya çalışmayın.

3-Yazılarınızı çok uzun tutmayın. En azından bir süre. Gözü korkuyor çoğu kişinin ve okumaktan vazgeçiyor. Sadık bir okuma kitlesine sahip olduğunuzda zaten severek okuyacaklar ne kadar uzun yazarsanız yazın.

4- Yazılarınıza görsellik katın. Bir blogger için görsellik çok fazla şey ifade eder. Görseller yazıyı keyifli hale getirir.

5- Kendinize güvenin. Belki çok uygun bir tabir olmayacak ama burası sizin kendi çöplüğünüz. Dilediğinizi yazabilirsiniz.

6- Sık sık yazın. Görseldeki kitapta okumuştum. ''Yazmayı hobi olarak görmeyi unutun, bu sizin zanaatiniz. Günde mutlaka 1 saat yazın. İçinizden gelip gelmemesini önemsemeyin'' diyordu. Yazmayı zanaat olarak görebilir miyim bilemiyorum ama sanırım günün bir saatini bu işe ayırmak en mantıklısı.

7- Adımlarınızı yavaş atın ve okunma endişesi taşımayın. Sonuçta herkes günde 100.000 okunmaya ulaşacak diye bir şey yok. Biz işimizi yaptıkça elbet gerisi geliyor zaten.

8- Her şeyi siz biliyorsunuz, başka hiç kimse bir şey bilmiyor gibi davranmayın. Böyle olunca kaçarak uzaklaşıyorum ben. Kendini beğenmiş insanları kim sever ki?

Aklıma gelen bunlar. En başta dediğim gibi önemli olan bizi uygun olan konuyu seçmek.

Doğru ne yaptım bilmiyorum ama hatalarım çok oldu benim. İstediğim yere gelebilmiş değilim. Yine de başladığımdan beri büyük yol kat ettiğimin farkındayım. Bu yolda oldukça yavaşım. Hızlanma vaktimin geldiğini düşünüyorum. Bu yazıyı yazmamın en büyük amacı buydu sanırım.

Bu konuda çok düşünüyorum bu aralar.


Ve merak ediyorum. Siz iyi bir blogger olabilmek hakkında ne düşünüyorsunuz?


4 Haziran 2016 Cumartesi

Oriflame Alışverişim

Çok güzel bir Cumartesi sabahından günaydınlarrrr,

Bugün işlerimi erken bitirdim ve yine uzun bir aradan sonra blogger moduna girerek kendimi burada buldum. Oriflame alışverişimden bahsetmek aklımdaydı ama son siparişim olan parfüm elime geçmemişti. Hepsini toplu yazmak istediğimden bekledim. Dün parfümü elime alınca hemen buraya geldim. 


Pek fazla Oriflame ürünleri kullanan biri değilim. Daha doğrusu değildim, ablam temsilcilik yapmaya başlayana dek :) Elimde katalog olunca bir şeyler almadan duramıyorum. Bu yazıyı yazarken çoktan diğer siparişlerimi verdim bile. Her ay beni burada Oriflame ürünlerinden bahsederken görebilirsiniz kısacası :)

Parfümden başlayalım. Divine Idol EdP,  Eski Mısır'a ilgisi olanların dikkatini fazlasıyla çekmiş, ilginç bir ürün. Sanırım ben de sırf bu yüzden alanlardanım :) Bir kokuyla kendini Eski Mısır'da gibi hissetmek nasıl bir şeymiş onu gayet iyi anladım. Daha paketini açmadan yoğun bir koku geliyordu ambalajdan. Çok şaşırdım, pek de hoşuma gitmedi. Fazla ağır bir kokuydu. Açtığımda da şişenin üzerinden koku yayılıyordu. O kadar ağır ve etkili bir parfüm yani. Açtıktan sona bileğime sıktım ve beğenip beğenmeme konusunda kararsız kaldım. Bileğimi annemin ve babamın burnuna o kadar fazla dayayıp ''Nasıl?'' diye sordum ki sonunda benden uzaklaştılar :D 

Sonuç olarak kokusunu çok sevdiğime karar verdim. Çevremdekilerden onay aldı. Sadece yazın fazla kullanabileceğimi düşünmüyorum yoğun kokusundan dolayı. 

Bir özelliğinden bahsetmeyi unuttum. Parfüm üç bölmeden oluşuyor. Azaldıkça kokusu değişiyor yani. Resmen heyecanını kaybetmiyor, bu özelliği beni cezbetti :) Bugün tekrar sıktım ve kesinlikle benim gönlümü kazandı. İyi ki almışım. Azaldıkça çıkacak kokuyu da merak ediyorum *-*

Yeni katalogda bu parfümün mavi şişeli olanı var. Üstelik yanında 250 ml. lik parfümlü vücut kremi hediye. Ben başka ürünler sipariş ettiğim için şimdilik onu almayı düşünmüyorum ama fazlasıyla aklımda kaldı. Ablam sipariş ettiğine göre artık onun parfümünden kullanırım. Çok beğenirsem kendime de alırım :)


Sabunlara gelecek olursak, ananasa zaten bağımlı biri olarak gördüğüm gibi almak istedim. Diğer sabunda kararsız kalmıştım, iyi ki karpuzluyu almışım. Karpuzluyu daha çok beğendim. Kokuları, renkleri zaten harika. Sabun kullanmayı çok seviyorum ben. Onları kullanmaya başladığımdan beri yüzümde hiç makyaj yokken bile ''Yüzün ne kadar beyaz. Sen pek makyaj yapmazsın bugün makyaj mı yaptın?'' gibi tepkiler aldım. Evet, yüzüm kullanmaya başladığımdan beri pürüzsüz, rengi yerine geldi, gergin, sivilce ve siyah nokta gibi lekelerim gitti. Bir sabunun böyle bir etki yapacağını ben de pek düşünmezdim ama başka hiçbir şey kullanmıyorum. Bundan sonra Oriflame sabunları vazgeçilmezim!

Bu tonda kırmızı rujum yoktu. Çok memnun kaldım. Mezuniyetimde bile onu kullandım. Diğer rujumun rengi de mor gibi. Ona da bayılıyorum. Rujlarımı da seviyorum. Fazla kalıcı değiller yalnız. Sıklıkla tazelemek gerekiyor. 

Son olarak The One 5-In-1 Wonder Lash Mascara'dan bahsetmek istiyorum. (Aslında aldığım ilk üründü) Şimdiye kadar aldığım maskaraların hiçbirinden memnun kalmadım. Sürekli karıştırarak kullanıyordum. En azından bu maskarayı karıştırmadan kullanıp istediğim görünümü elde ediyorum. Bazen kirpiklerimi yapıştırıp beni delirtse de genel olarak seviyorum (:


Aldıklarımın hepsini sevdim genel olarak. Diğer Oriflame alışverişlerinde görüşmek üzere :)



23 Mayıs 2016 Pazartesi

Simurg'un Mimi !!

Öncelikle beni de mimlediğin için çoook teşekkür ederim sevgili Simurg :) Kendimi anlatmaya bu kadar hevesli olduğumu hiç fark etmemişim :D

Umarım ben de kimseyi sıkmadan bitirebilirim bu mimi :)

Öyle takma bir isim kullanmadım hiç. Sanırım Mersis'i kullanıyordum bir ara. Ama ben Buse Akkır. İsmimi gerçekten seviyorum :)





14 Ekim 1998 Lüleburgaz doğumluyum. Türkiye'nin genellikle unutulan, küçük şehri  Kırklareli'nde yaşıyorum. Mahalle değişikliğini saymazsak hiç taşınmadım. Sürekli İstanbul'a gidip geliyorum, yoksa burada sıkıntıdan patlayabilirdim. Yine de yaşadığım şehri, yeşilliğini, özgür hissetmeyi, kendine has havasını seviyorum. Ömür boyu burada kalmak ister miyim? Kesinlikle hayır ama şimdilik yaşantımdan memnunum.

Okul hayatıma gelecek olursak fazla anlatacak bir şeyim yok. Lüleburgaz Anadolu Lisesi'nden bu Cuma günü mezun oluyorum. ( Buyrun gelin :D ) Bir senelik ara vermeyi düşünüyorum. Bu araya ihtiyacım var, sebebine birazdan geleceğim :)

Günlük yaşantımdan bahsedeyim. 2 tane sevimli mi sevimli köpeğim var. Fındık ve Fıstık. Hayvanları deli gibi seven insanlardanım :) İmkanım olsa onlarca köpeğe bakabilirim. Kitap okumayı çok seviyorum ve saatlerimi kitaplarla harcamaktan hiç çekinmiyorum. İki bloğu idare etmeye uğraşıyorum ama bu konuda çok tembelim. Bunun dışında gezmeye aşığım. Adeta hayatımın amacı bu! Belli bir yere gitmesem de olur, yollarda olmaktan çok zevk alıyorum. Aşık olduğum biri daha var (yani sanırım) ... Hollandalı bir erkek arkadaşım var. 2 yıldır onunla birlikteyim ve onun desteğini hissetmesem bir çok şeyi yapamazdım. Bana çok fazla şey kattı iki yıl boyunca.

Yeni şeyler öğrenmeyi, yemek yapmayı, makyaj malzemesi alıp alıp kullanmamayı, arkadaş edinmeyi, insanlarla tanışıp konuşmayı, fotoğraf makinemle alıp başımı gitmeyi , gevezeliği, araba kullanmayı, kahveyi, filmleri ve dil öğrenmeyi, dergileri, bol bol kahkaha atmayı seviyorum.

Tavlaya, futbola resmen aşığım! :) Koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Barcelona'yı da en az Beşiktaş kadar destekliyorum.

Biraz uçuk bir hayal ama yazar olmak istiyorum (: Bir de yurt dışında yaşamak...

Güzel şeylerden bahsettim. Gelelim hayatımda dönüm noktası saydığım olaya. Çok erken oldu benim için. 3 yıl önce (18 Mayıs'ta tam üç yıl oldu) bir trafik kazasında hayatımdaki en önemli erkeği, abimi kaybettim. Canımdan can gitti. Ağlamadan bu konuda konuşamıyorum, hiç kimseyle doğru dürüst konuşmadım şimdiye kadar. Ama sürekli yazıyorum. Böyle baş etmeye çalışıyorum. Neden ben değil de o ? diye çok sorguladım. Benden çok daha iyi kalpli, sevecen, herkesin sevdiği bir insandı abim. Giden ben olsaydım, bu kadar dağılmazdı hiç kimse. İsyan etmiyorum ama bu konuda sorular sormadan duramıyorum. Bir süre molaya ihtiyacım var bu yüzden. Toparlanmak istiyorum.

En büyük desteğim ablalarım. Abimin arkadaşlarıydılar, onun gidişinden sonra tanıştık (inanın öldü diyemiyorum, çıkıp gelecek diye bekliyorum) ve beni hiç bırakmadılar. Onlar olmasa ne yapardım hayal dahi edemiyorum. Ablalarııım, bloğumdan haberiniz yok, hiç yüzünüze söylemediğim şeyi burada söyleyeceğım o zaman. Sizi çooook seviyorum !! :)

Bu olaydan sonra gözlerim açıldı sanki. Hayata çok farklı bakmaya başladım ve günlerimi olabildiğince dolu dolu geçirmeye çalışıyorum. Atlatamadım, atlatabileceğimi de zannetmiyorum. Tutunmaya çalışıyorum yine de 'bat dünya bat' demekten kendimi alamıyorum ;) Yine de onun için yaşayacağım, o olaydan sonra Buse olarak kalmadım. Oğuzcan da oldum. İki kişilik, dolu dolu yaşıyorum hayatı.

Olumsuz yanlarım çok çok fazla bence. Çabuk surat asarım, bağırırım, sinirlenirim, kırıcı olabilirim. Olup olmadık yerde ağlarım, bazen de o kadar duygusuz olurum ki beni en çok tanıyan insanı bile şaşırtırım. Erkek arkadaşım bana hep '' Seninleyken hız treninde gibi hissediyorum. Neden bu kadar zor olmak zorundasın?'' der. Geçinmesi zor biriyim. Anlat anlat bitmez anlayacağınız. Daha fazla kimseyi sıkmadan susayım.

Ah bu arada fazla kilolarımdan çok şikayetçiyim!!


Neşeli başlayıp hüzünlü bitirdim sanki. Olanı anlatmaktan başka yapabileceğim bir şeyde yok ki.



Kızıl saçlı ben ve en yakın arkadaşım . Fotoğraf geçen yazdan :)





Sosyal medya hesaplarım:

İnstagram: bse_akkr

Twitter: b_akkr

Facebook : Buse Akkır

Gmail : busea803@gmail.com


Tekrar teşekkürler Simurg :)



24 Nisan 2016 Pazar

Düşlerimin Gezisi #1 Vaals- Hollanda

Yeni bir seriye başlıyorum dolayısıyla çok çok çok heyecanlıyııım *-*

Uzun zamandır aklımdaydı böyle bir yazı serisine başlamak çünkü ''Sen dünyaya neden geldin? Varoluş amacın ne?'' diye sorsalar hiç düşünmeden '' Dünyadaki bütün güzellikleri görmek, tüm dünyayı keşfetmek için'' derim.

Bilmiyorum ne kadar mümkün olur seyahat etmek. Ne kadar gezip görebilirim. Ama bir yerden başlamalı insan. Yapmak istediğim şeylerin planını, programını bir yerlere yazdığımda mutlaka onu gerçekleştirdiğimi fark ettim. O yüzden hadi birlikte keşfedelim, nereler çok fazla görülesiymiş, otelde kalsak ne kadar bir bütçe gerekiyormuş, oranın yemekleri nasılmış, gece hayatı, gezip görülecek yerleri güzel miymiş?

Nasıl heyecan yaptım şimdi. Gezip görsem bu kadar olurdu. Erkek arkadaşım Jeroen ve ikizi, 4 günlüğüne tatil kazandılar ve günlerini gün ediyorlar şuan. Hem de dışarıda jakuzisi bulunan bir otelde! Ağaçların arasında, doğayla iç içe bir jakuzi düşünün. Evet, şuan tam da orada keyif yapıyorlar. Bu yüzden Vaals ile başlamaya karar verdim.

Vaals öyle güzel bir yerdeki; Hollanda, Belçika ve Almanya sınırında kalıyor. Bir adım attığınızda Almanya'dasınız, diğer adımda Hollanda'da ya da Belçika'da. Jeroen günü birliğine Almanya'ya gitti, gezdi ve tekrar oteline döndü.


Onun kaldığı otelin adı 'Landan Greenparks' 

Otel demek ne kadar doğru olur bilmiyorum çünkü 70'in üzerinde bungalov ve evden oluşan bir yerden bahsediyorum. 


Kesinlikle gidip kalmak istediğim bir yer. 4 gecelik 2-4 arası kişiyle gidildiğinde 900-1500 Türk lirası civarında paraya ihtiyacınız var. Civardaki otellerde de durum aynı. Yalnız ücretsiz wifi bulunmasına rağmen oldukça yavaş olduğunu söylemeliyim. Jeroen'la konuşamıyoruz :)


Jeroen'un odası .

Bugün Almanya'daydım, bugün Belçika'daydım diye mesaj atıp duruyor, deliriciğim :)


Çok fazla restorana sahip bir yer. Herkesin damak tadına uygun yemeklerin bulunabileceğini söyleyebilirim. Tavuk, et, karides, sebze yemekleri, nefis kahveler, alkoller, özellikle tatlılar! 
Jeroen tatlıları öve öve bitiremedi. Ben de gidip denemek için resmen ölüyorum *-*
Ayrıca pizzalarının ününü de duydumm


Söylenecek söz yok. Gel ve kendini şımart diyor :)


Waffle ve dondurma *-*


Sunumları çok hoşuma gitti. 




Jeroen'un bayıldığı tatlı 




Canlı müzik, doğa yürüyüşü, Almanya'ya ya da Belçika'ya günü birlik gezi, bisikletle tur, Vaals müzesini gezme gibi imkanlarımız var. 



Vee karşınızda Vaals Müzesi!

Daha ne olsun ki? 

Benim mutlaka gitmek istediğim bir yer. Özellikle doğayla iç içe jakuzi keyfi çok cazip geliyor. Yemekler de cabası. Jeroen'u nasıl güzel bir yere yollamışım da haberim yokmuş. Ah ah :)



22 Mart 2016 Salı

Yumurta Boyama

Benim için bir klasik haline gelmiş geleneksel yumurta boyama şenliğimize bu yılda son hızla devam ediyoruuuzz sayın seyirciler :)

Evet, beni bilen bilir.  El işlerinde o kadar, o kadar kötüyüm ki bu yazıyı yayınlamaya bile utanıyorum. Geçen sene ki yumurtalarım büyük bir fiyaskoydu. Bu sene daha güzel olduğunu söyleyebilirim tabii geçen senekilere göre.  Evet bu işte çok kötüyüm ama kendimi rahatlatmak ve dinlenmek için böyle şeyler yapmadan da duramıyorum. Seneye daha iyi olur belki? Benim için umut var mı  acaba :)

Kendimi yerden yere vurduktan sonra yumurtalarımı göstermemin zamanı geldi!
.



Evet, evet bu yumurtalar benim eserim. Küçük sandıkları da öyle. Paskalya olarak değil de, daha çok baharın ilk günlerini kutlamak için  yaptığım bir şey bu. 

Jeroen'un kocaman  bir paskalya ağacı var.
Benim küçücük bir sandığım. 
Olsun...


Bahar herkese neşe getirsin
...

17 Şubat 2016 Çarşamba

Şubat Ayı Vanilya Kutusu

Merhabalar...

Biraz sinirli bir şekilde geldim buraya. Çünkü aboneliğimi iptal etmeme lazım nasıl olduysa kartımdan yine para çekilip hiçbir bilgim olmadan vanilya kutu gönderilmişti bana. Üstelik normal fiyatının çok çok yukarısında. Gerçekten çok kızgınım.

Yine de gelen kutuyu paylaşmak istedim.



Sevgililer günü çok uzaklaşmadan bu yazıyı yayımlamam gerektiğini düşündüm. 


Schwarzkopf zarar görmüş saçlar için şampuan çıktı kutudan. Üstelik 250 ml şişesinde. Kokusu benim kullandığım arı sütlü şampuana benziyor sanki. Ne çok hoş diyebilirim ne de çok kötü. Yine de mutlaka kullanacağım. Belki kullandığımda tekrar yazarım buraya :)

Bu arada diş ağrım mı başlıyor yine :( Çok lanet bir şey :(

Diğeri ise Argan yağlı saç bakım spreyi.

Bu aralar aklımda argan yağı almak vardı, bunu görünce sevindim açıkçası. Yalnız profesyonel kullanım içindir, yalnızca kuaför salonlarında satılır yazıyor üzerinde. O yüzden bir tereddüt etsem de kullanacağım. Bu saç spreyinin kokusunu sevdim sanki. Asıl saçlarda belli olur tabii.
Saçlar yıkanıp kurulandıktan sonra kullanılacakmış.


Yine Schwarzkopf'tan bir saç terapi ürünü. Geçende de çok fazla saç bakım ürünü çıkmıştı, şampuandan oldukça memnun kalmıştım. Umarım şimdi de memnun kalırım. 

Üstelik diğerleri böyle büyük boylarda değildi.


Yine tatlı bir renkte oje. Bu ara gerçekten böyle bir renkte oje almayı istiyordum, rengi çok hoşuma gitti. Zaten ben tam bir oje hastasıyım. Geçen ayın kutusundan da aynı markanın kırmızı renk ojesi çıkmıştı. 




Ofra dudak parlatıcısı. Annem tadını beğenmediğini söyledi, ben dudağımın üzerinde hissettiğim ağırlığı sevmedim. Rujun üzerinde denemedim henüz. 


Favorim ise kesinlikle bu fırça!! O kadar yumuşak bir dokusu var ki, nasıl bayıldım nasıl bayıldım anlatamam. Bir fırça bu kadar mı güzel olur dedirtti bana. Kesinlikle diğerlerini kullanmam artık. Real Techniques markasına ait. Gerçekten profesyonel bir fırça.


Son olarak da Lancaster cilt terapi deneme ürünleri.

Eveet, şubat ayı vanilya kutusundan çıkanlar bu kadardı. Artık vedalaştım hem Vanilya Club ile hem de kredi kartım ile. Keşke bu şekilde mağdur etmeselerdi.












5 Şubat 2016 Cuma

Sarılamamak

Her şeyi kabullendim ben aslında

Bir daha onun gülüşünü duyamayacağım

Evin içinde gezinip hangi gömleği giyeyim diye sormayacak. Hep aynı gömleği gösterip bunu çok seviyorum diyemeyeceğim. Onun değil benim dolabımda duracak o gömlek artık.

Odalar artık onun parfümüyle kokmayacak. Son gecesindeki gibi...

Sadece öylece yatmasını bile göremeyeceğim.

Her sudan sebepten kavga etmeyeceğiz.

Ağlamama kıyamayıp yanıma gelen, beni teselli eden bir abim olmayacak artık

Bir daha onun arabasını bekleyemeyeceğim

Birlikte kurduğumuz hayaller de olmayacak.

Bisiklet alamayacak bana çok istedim diye

Kolunu omzuma atıp sahiplenmeyecek

Annemden babamdan çok anlamayacak beni

Araba kullanmayı, motor kullanmayı, balık tutmayı öğretmeyecek.

Onun sesini duyamayacağım.

3 sene olacak, ben bunların hepsini kabullendim. Birlikte yaşadıklarımızla yetinmeyi öğrendim.

Ama içimde kalan tek bir şey için hüngür hüngür ağlıyorum.

Gerçekten bunların hiçbiri parçalamıyor içimi ama...

Sarılamamak...

Abim, Canımın içi. Kalbim.

Ben sana veda edemedim, sana son bir kez sarılamadım.

Sana doya doya sarılamadan dinmeyecek bu acım.

Sadece sarılmak istiyorum. Rüyamda olsa bile yetecek.

O zaman söz, her gece böyle ağlamayacağım.

Sarılamamak böyle yapıyor beni.

Sarılamamak..

Bak 3 sene olacak, ben hala konuşamıyorum senin hakkında. İlk defa cesaret buldum yazmaya.

Hani hep ''zaman'' diyorlar ya...

Duyduğum en büyük yalan.

Üzgünüm, hiçbir şey hafiflemiyor.

Özlem her gün artıyor.

En çok da '' sarılamamak'' insanı tüketiyor.





27 Ocak 2016 Çarşamba

İmam Sarığı Tarifi

Tarif vermeye geldim mim yaptım çıkıyordum az kalsın.

Ben mutfak konusunda çok yetenekli biri değilim.

(Klavyemin l tuşu çok zor basıyor deliriciiim)

Ama kolay tariflerden başlayarak yavaş yavaş bu işe girişiyorum. Çünkü becerikli biri olmasam da mutfakta olmayı çoook seviyorum. Biliyorum benim gibi birçok kişi var. Beraber öğrenmeye ne dersiniz? Denedikçe burada paylaşmaya karar verdim. Eveeet tarife gelelim !!

Gerçekten çok basit.

İhtiyacımız olan malzemeler:

3-4 paket yulaflı bisküvi ( 1 pakette 21 adet bisküvi var. Bir imam sarığı için 3 adet gerekli. Yani 1 paketten 7 adet imam sarığı çıkıyor. Dilediğiniz kadar yapabilirsiniz)

2 paket kremşanti

1 paket hindistan cevizi

1 paket çikolata sosu

Bisküvileri ıslamak için süt.

Evet. Bütün malzemelerimiz bu kadar. Önce kremşantiyi hazırlayıp buzdolabında soğutalım. Daha sonra çikolata sosunu yapalım ve onu da soğutalım. Bir tabağın içine süt koyalım. Bisküvimizi sütün içinde ıslatıp ( batırıp çıkarın her yeri ıslansın ama çok da dağılacak gibi olmasın) üzerine kremşanti sürüyoruz. Sonra tekrar bir bisküvi ıslatıp üzerine koyuyoruz. Bu  şekilde 3 kat bisküvimiz oluyor aralarında kremşanti olacak şekilde. Yaptığımız bu 3 kat kremşantili bisküviyin yanlarını hindistan cevizine buluyoruz. Bir tabağın içine hindistan cevizi koyup içinde döndürürseniz daha kolay olur.

Evet bu kadat basit. İmam sarıklarımızın hepsi bittikten sonra üzerine çikolatalı sos döküyoruz. Daha sonra buzdolabında bekletiyoruz. Gerçekten çok basit ve nefis bir tarif oluyor. Yiyen herkes bayılmıştı :)

Ablam arasına muhallebi sürüp yaptı. Üstelik 3 değil 2 katlı bisküviyle. Çok fazla yumuşak olmuştu o yüzden bizim hiç hoşumuza gitmedi. Yine de yapmak isterseniz diye ben bi söyleyeyim , gerisi size kalmış.

İlk kez tarif yazıyorum. Umarım çok karışık anlatmamışımdır. Ben bu hafta sonu arkadaşlarım için tekrar yapacağım :)


Gerçekten nefis olmuşlardı. Tavsiye edilir !! 

Afiyet olsuuun :)


Devamını Oku »