15 Ekim 2016 Cumartesi

Hoşgeldin 19!

Dün benim doğum günümdü. Ufacık bir doğum günü yazısı yazmak istedim :)

Çok kötü günler geçiriyordum. Mutsuzdum, umutsuzdum, hiçbir şey yapmak istemiyordum. Ders çalışmayı, kitap okumayı, dışarı çıkmayı, kahve bile içmeyi bırakmıştım.

Doğum günümden bir gün önce başladı kutlamalar. Ailemin bir kısmı bana sürpriz yaptı. Yüreğime su serpildi sanki, rahatladım.

En yakın arkadaşlarımla buluştum. Onlarla oturduk, konuştuk. İşte tam anlamıyla iyileştiğimi o zaman hissettim. Ne güzel insanlar biriktirmişim. Görünce hiçbir derdim, tasam kalmıyor. Çok güzeldi gerçekten. Yetmedi o kısacık zaman konuşmaya!

Eve geldim. 3 saat geçmeden ablamlar (öz değil ama gerçekten öyle gibiler) gelip sürpriz yaptılar. En yakın arkadaşımı da evinden almışlar. Onu görünce şaşkınlıktan nasıl çığlık attım, mutluluktan havalara uçuyordum adeta.

Bugün de çekirdek aile olarak kutladık dışarıda. Yemek,kahve, sinema, hediye kitap derken öyle geçti.

Sonra ablam aradı gelmen lazım çok önemli diye. Gittim. Arkadaşlarım kitaplık almışlar bana,  çok ihtiyacım olduğunu biliyorlardı. Hediye alamadık bu sene affet diye kandırılmıştım birde. Ablama yollamışlar. Kitaplığı gördüğüm andaki yüzümdeki şapşal ifadeyi hayal edebilirsiniz,  orasını size bırakıyorum :) Mutluluğumun tavan yaptığı andı.

Pazartesi başka bir arkadaşımla buluşacağım. Herkesle parça parça buluşabildik ama sevdiğim çoğu insanı görmüş oldum.

Bunları buraya yazıyorum ki o güzel anları, hayatımdaki harika insanları ölümsüzleştireyim.
Hiç unutmayayım.

Yanımda olamamasına rağmen taa Amerika'dan bana paket gönderen Debbie, Hollanda'dan Petra, Brezilya'dan Lorena, Almanya'dan Norma... Hepinize binlerce kez teşekkür ediyorum.

Arayan, mesaj atan, güzel dileklerini ileten herkese çok minnettarım. Beni ayağa kaldırdınız.

Tek eksiğim vardı. Şuan girdiğim yaşta, 19 yaşındayken hayatımdan kayıp giden abim.
Bütün ömrüm senin eksikliğinle geçecek. Ama sonunda sana kavuşacağım. Keşke sana da sarılabilseydim.

Yine çok mutlu başlayıp hüzünlü bitirdim. Zaten hayatımı artık böyle yaşıyorum. Hep biraz buruk, hep biraz eksik, yarım, özlem dolu...

Her şeye rağmen güzel başladın 19 yaşım.  Hep böyle geç olur mu? Güzel anılar biriktireyim, güzel dostlar...

Çok kısa tuttum yazımı(!) Artık kaçıyorum :)


12 Ekim 2016 Çarşamba

Edirne Kitap Fuarı - Uğur Dündar

Canım çok sıkkın, yazma isteğim olmasa da kendimi zorluyorum belki daha iyi hissederim diye. Kötü günler geçiriyorum. Bu günlerin yakamı bırakmasından başka bir şey dileyemiyorum.

Geçen hafta cuma günü Edirne Kitap Fuarı, onur konuğu Uğur Dündar ile birlikte açılış yaptı. O gün oradaydım. Kötü hissediyordum, gidememe gibi bir durumumuz vardı ama şans bir seferlik yüzüme güldü ve Edirne'ye gidebildim. İyiki gitmişim!



İnanılmaz bir imza kuyruğu vardı, tam 2 saat boyunca sırada bekledik. Kitaplarımızı imzalatamadan gitmesinden çok korktum, çünkü çok geç olmuştu ve akşam Halk Arena adlı programına yetişmesi gerekiyordu. Yine de herkesin kitabını tek tek imzaladı. (Bazıları 10-15 kitap imzalattı, insaf demekten başka söyleyecek söz bulamıyorum.)

Yazısına çok dikkat eden biri olduğu için bir kitabı imzalaması yaklaşık 3 dakika sürüyordu. O yüzden çok bekledik ama hiç önemi yok. Ona buradan çok teşekkür ediyorum. Öyle güler yüzlü, harika bir insan ki, hayran olmamak elde değil.



Ertesi gün Ahmet Ümit'in imza günüydü, gidemediğim için çok üzüldüm. Onu da çoook seviyorum :)

Kitabı imzalattıktan sonra Halk Arena'ya katıldık. Oturup kahve içmeye bile müsaade etmedim kimseye yer kalmaz diye :) Uğur Dündar da üzerini bile değiştiremeden gelip programa yetişti. Halk Arena'da çok güzel geçti. Sevdiğim insanlar oradaydı çünkü. Eve geldiğimde saat ikiye geliyordu ama bütün yorgunluğa değdi. Benim kalp ağrıma da biraz iyi geldi.


TÜYAP Kitap Fuarı'nda görüşmek üzere diyerek gidiyorum :)



2 Ekim 2016 Pazar

Dupnisa Mağarası - Gezi Yazısı

Zor zamanlar geçiriyorum. Belki burası bir nebze iyi gelir diye düşündüm.

Sığınaktan herkese merhabalar :)

Bayramın ikinci günü attık kendimizi yollara. Biz bunu yapmayı çok severiz, neresi olduğu önemli değil, hadi gidelim bakalım yol bizi nereye götürecek deriz birbirimize.

Balık tutmaya karar verdik giderken, olta ve file gibi malzemeler almak için kapalı olan bir dükkanı açtırdık. Gerisi ağaçlık, upuzun bir yol...

Yol çok uzun geldi bize. Dupnisa Mağarası'nın oraya gidecektik. Istranca (Yıldız) dağlarında uzun bir yol katetmemiz gerekti. Havada çok güzeldi zaten, keyifliydi yolculuk :)


Böyle huzur verici bir manzara vardı


Çok güzel değil mi?




Mağaranın içinde çok fazla fotoğraf çekemedim. Bu konuda amatörüm çünkü :)


İlk kez bir mağaraya gittim. Çok ilginç bir deneyim oldu. Başta biraz ürktüm. Ama merdivenlerden yukarı çıkarken, yukarıda ne olduğunu bilmeden hevesle yürürken, korka korka daracık yerlerden geçerken kendimi çok iyi hissettim.



Daha fazla mağara görmek isterim :)


Yukarı bir açıklığına çıkıyorsunuz. Dönüş yolu ise bu şekilde. Mağaranın girişine tekrar iniliyor. Orada hediyelik eşya, yiyecek, içecek satan güzel yerler var. Közde kahve içemedim ona yanıyorum :)



Şuraya bir gülümseme bırakıyım o zaman :)



Bizim için tatil demek deniz, kum, güneş demek değil. Doğayı seviyoruz daha çok. Şu ağaçların görüntüsünün verdiği mutluluğu, huzuru çok az şey veriyor bana.


Ordan yolumuz düştü İğneada'ya. Çok sevdiğim bir yer benim. Aslında çok ters kalıyordu ama uğradığımıza değdi.





Deniz görmeden de olmuyor sonuçta :)





Küçük, güzel bir limanı da var Kahvemi orada içebildim :)








Küçük balıkları uzun uzun izledik. Hep birlikte yüzüp sıçrayarak yaptıkları dalga görülmeye değerdi gerçekten. Balıkçılar boş kalmışlardı, dolunay olduğu için balığa çıkılmayacaktı o gün.









Benden bu kadar :)

Küçük yolculuğuma ortak olduğunuz için teşekkürler 

***






Devamını Oku »